প্রথম 200টি লাইন।
GÜL BUDAMA
Saçımız dökülüyorsa
kelleşen yerler daha az belli olsun diye kafamızı kazıyoruz.
Evet.
- Yanlış George. - Ah be.
Saçımız dökülürse kafamızı kazımıyoruz.
Ama saçımızı uzatmıyoruz da.
- Evet. - Peki.
Sivri favoriler.
Evet.
Sivri favoriler...
Tamam.
Böyle ses çıkarıyorlar.
Büyük kol saatleri.
- Yanlış. - Evet.
Keçi sakalı.
Hayır.
Doğru.
Belçikalı tasarımcı Demeulemeester'ın adı.
En yakın arkadaşımın adı George.
On gün önce tanışmış olsak da
çok ama çok yakınlaştık.
George'dan Antik Yunan'a dair çok ilginç şeyler öğrendim.
O da benden modaya dair
çok ilginç şeyler öğrendi.
Demeulemeester.
Söyle.
Hadi.
Ann Demeulemeester.
Çok iyi bir doktor, bir tıp konferansı için gelmiş.
Beni arabasıyla şehre bıraktı, o şekilde tanıştık.
- Söyle. - Hayır.
- Söyle. - Hayır.
Georgie, yaramazlık yapma.
Peki ayakkabılarımın markası ne?
- Sebago. - Sebago mu? Hayır George.
Saçmalama.
Hadi, hiç zor değil.
Georgie, hadi yavrum.
- Vay be. - Vay be tabii.
Bottega.
Hadi, sıra sende.
Utanma.
George, utanma!
O donanma gemisinde kim var?
Ateş etmeyin.
Ateş etmeyin.
Son birkaç ay için teşekkür ederim.
Bir sürü faydalı şey yaptık.
Sana nasıl teşekkür edeceğimi bilmiyorum.
Gidip toplanmam lazım.
Veda vakti geldi.
Maalesef geldi.
George'u seviyorum.
Çıplak görmek isteyeceğim bir adam.
Kendiminki dışında hiçbir erkeğin sikini görmedim.
Ve George...
George işte--
Mavi gömleğinin asla unutmayacağım
ucuz bir parfüm kokusu vardı.
Ailem New York'tan
İspanya'ya taşınalı altı yıl oldu.
Onca zaman uyum sağlamayı bir türlü başaramadık.
Benim adım Edward Taylor.
Yazmam, okumam, araba sürmem.
Otostopla yolculuk ederim ve kendi kendime
deyimler ve ifadeler uydurmayı çok severim.
İnsanların bunları duyduklarındaki yüz ifadelerinden haz alıyorum,
hiç anlamamalarına rağmen anlamış gibi yapıyorlar.
"Muz, ne olursa olsun düşer.
"Kavun düştü mü, iş bitmiş demektir."
Bunu seviyorum.
Bunu da seviyorum:
"İnsanlar gül, aileler gül çalısıdır.
"Gül çalılarını budamak gerekir."
Edward Taylor.
1991'den...
2025'e.
Annem şu an yaşadığımız evi bulduğunda
Doğu Yakası'nın soğuğunu bırakıp
buraya taşınmaya karar verdi.
Evin girişindeki demirden altı geyik heykeli
onun için kilit önemdeydi.
Göklerden bir mesaj olduğunu düşündü.
Altı geyik, altı aile ferdi.
Benim baba.
Jack.
Nasılsın Robert? Daha iyi misin?
Evet baba, iyiyim.
Hayır, hayır. Dur, dur,
önce kardeşin balık servisini bitirsin.
Hadi bakalım!
Bir kepçe mi, iki kepçe mi Jack?
İki lütfen.
Teşekkürler.
İçinde patlıcan yok.
Güzel olmuş.
Bugün çok yakışıklısın Jack.
- Gerçekten mi? - Şarap lütfen.
Sağ ol tatlım.
- Gerçekten. - Teşekkür ederim.
Evet.
Baba, onu şu an görebilseydin
çok mutlu bir baba olurdun.
Çok şık.
Işıl ışıl.
Ed, sence de son zamanlarda
Jack çok yakışıklı, çok seksi görünmüyor mu?
Evet. Yakışıklı.
- Seksi de. - Bak, gördün mü?
Deli değilim ben.
Bu yeni kız Anna'cığımızdan güzel mi?
Kimse benim "Bananna"mdan daha güzel olamaz.
Yeni saatim nasıl?
- Çok güzel babacığım. - Jack, saat kaç?
Saat...
22:15.
Neden yeni saat aldığını anlayamıyorum.
Bir sürü var zaten.
Hem saati göremiyorsun bile.
Uyku vakti geldi diyor.
İyi geceler Jack.
İspanya'ya taşınmak annem için büyük bir olaydı
çünkü en sevdiği mimar olan Antoni Gaudí burada doğmuştu.
Benim ve kardeşlerim için önemli olansa
Cristóbal Balenciaga'nın doğum yeri olmasıydı.
Annem öleli neredeyse iki yıl oldu.
Mezarı aslında mezar sayılmaz çünkü bedeninden geriye bir şey kalmadı.
Evimizin ortasında çıplak bir heykeli var.
Babam, bir kurt sürüsü saldırısında
lime lime olduğunu söylüyor.
Sık sık bunun ne kadar saçma bir ölüm olduğunu düşünüyorum,
bu çağda kurtlara yem olmak.
Günaydın!
Günaydın Anna.
Teşekkürler.
Bu sefer daha büyüğünü bulamadım.
13 kilo.
Sorun değil.
Herkes nasıl? Kardeşlerin, baban.
İyiler. Jack dükkanına uğrayıp ödemeyi yapacak,
sorun olur mu?
Babana hürmetlerimi ilet.
İletirim.
Kırmızı gömlek çok yakışmış.
Teşekkürler.
Kanla kaplı beyaz bir gömlek değil, değil mi?
Hayır...
Kırmızı gömlek işte.
- Görüşürüz. - Hola Manuel.
- Merhaba Jack. - Teşekkürler.
Kasap bana asıldı.
Beni sikmek istedi
ama ben istemedim.
Ama bugün reglim başladı.
Saldırının olduğu yere derme çatma bir haç koyduk.
Her ay buraya ölü bir kuzu bırakıyoruz
çünkü babam kurtların karnı doyarsa
bir daha masum bir insanı öldürmeyeceklerini düşünüyor.
Böylece annem huzurla uyuyabilir.
Siktir.
Bu sefer kaç tane vardı?
Annem öldükten sonra hepimize epey para kaldı.
Beş.
Bir daha asla çalışmak zorunda olmayışımız
bizi değiştirmedi.
Müzik ve moda tek ilgi alanımızdı zaten.
Hepimiz tembel, vasat, boş egoistlerdik.
Ağabeyim hariç tabii.
Jack.
Jack farklıydı.
Gel buraya.
Gel buraya.
Jack, geç oldu.
Kalk artık.
Jack düşünceli, iyi kalpli,
dürüst ve nazik biri. Yakışıklı ve seksi de.
Jack'i çok seviyorum.
Cinsel çekim hissetmiyorum ama seviyorum.
İyi bir hayatı olsun diye her şeyi yaparım.
Neredesin aşkım?
Ne yiyeceksin bu akşam?
Sebze çorbası.
Kabaklı mı, kabaksız mı?
Kabaklı.
Kabak seviyorum, patlıcan sevmiyorum.
Bazen şöyle düşünüyorum, diyorum ki
ailemizde yaşamayı hak eden biri varsa,
tek biri varsa
o da Jack.
Sadece Jack.
- Gördün mü? - Hayır.
Seni seviyorum.
Seni seviyorum.
Ne yapacaksın?
Sınavım yakın, çalışmam lazım.
Çalışmana gerek yok.
Tanıdığım en iyi gitarist sensin.
- Tanıdığın tek gitarist benim. - O da doğru.
Git hadi.
No comments yet. Be the first to leave one.