أول 200 سطر.
Selam Heidi, bu gece çok iyi vakit geçirdim.
Seni tekrar görmek için sabırsızlanıyorum, güzelim.
Selam, Thad. Ben Lilly, yanlış kişiye yazdın sanırım.
Hadi ya. Kusura bakma.
Numaramı sil, pislik.
Sorun değil!
Erkek arkadaşımla ayrıldık.
Merak etme... Her şey yoluna girecek.
- Tekrar birlikte olacağımıza eminim. - Aynen.
Gençliğinde şiir yazdığını biliyorum.
Yazardım.
Aslında ben de bu ayrılık hakkında bir şiir yazmıştım.
Görmek ister misin?
Göremiyorum, yazılar çok küçük.
- Göremiy... - Büyütebilirim.
Bak. Bir saniye. Sana bir şey göstereyim.
Sana bir şey göstereyim. Bak!
Gördün mü?
Yani, o da güzellik kraliçesi değil.
Ne demek istiyorsun, baba? Gayet güzel.
Yani, bikini yarışmasında dereceye giremeyeceği kesin.
Altmışlarında değil mi?
Umarım onun yaşına geldiğimde ben de öyle görünebilirim.
Evet. Hayır, sanırım. Sanırım.
Ama bu...
Bu, kalbini kıracak.
Fiziği harika, değil mi?
Ama... Of!
Yüzü... kese kağıdı geçirmeden sıkıntı!
- Yüzü de güzel görünüyor. - 365 gün cadılar bayramındaymışsın gibi!
Of! Sanki, Shady Oaks'ta çok seçenek varmış gibi...
Oradaki en genç kişi benim.
Pickleball yarışmasını kazandım.
Bana büyük bir kupa falan verdiler.
Shady Oaks'ın Michael Jordan'ı gibiyim.
Oradaki yaşlı kadınlar, buna bayılıyor. Bayılıyorlar.
Dur, sana birini daha göstereyim.
Bak ne diyeceğim.
Bütün seçenekleri daha sonra sana mesaj atacağım...
...böylece telefonundan bakıp hangisinin en iyisi olduğunu...
- Tamam. - ...düşündüğünü söyleyebilirsin.
Tamam mı?
Kadınların yemek yemesini izlemek için para ödemekten bıktım.
Ne? Yani, sanırım...
...onları tanıman gerekiyor, bilirsin, yani konuşman...
Biliyorum, ama bunun için niye yemeğe ihtiyaç duyasın ki?
Aslında... Sanırım...
- Sanırım yok! - Aynen.
Ayrıca, bence onlardan birine kancayı atmamın zamanı geldi.
Ve onun da bu olduğuna eminim.
Adı Helene.
Benim favorim bu.
Bence, senin için de oldukça iyi olurdu.
Anlarsın ya? Hayatında eksik olan bir boşluğu doldurabilir.
Birkaç kez görüştük ve sanırım artık bu işin adını koymanın zamanı geldi.
Ayrıca, kadınlar aileyi sever.
Bu harika, baba.
- Yani, kim aileyi sevmez ki, değil mi? - Kadınlar, aileyle tanışmayı sever!
- Seninle! - Ha, benimle!
Sen, ben, yarın 19:00'da, El Capparal'da.
Yarın, Taco Salısı!
Siyah takımımı giyeceğim.
Böylece, ciddi olduğum belli olur.
Ama, senin de daha... şey giyinmen lazım...
Ha, evet, daha güzel kıyafetlerim var tabii.
Yani, Daphne ve onun terapistiyle işten dönmüştüm de...
Yarın akşam. Görüşür müyüz o zaman?
- Olur. - Eğlenceli olabilir.
Sen ve ben. Yeniden sahalara dönüyoruz!
Tüh, kahretsin... Cüzdanımı arabada unutmuşum.
- Gidip almamı is... - Hayır. Sorun değil.
- Ben hâllederim. - Pekâlâ.
Seni sonra alırım.
- Tamam mı? - Olur, tabii.
Tamamdır.
- Ama güzel bir şeyler giy, olur mu? - Tamam.
Özel saç boyaları ve ojelerim için limited şirketimi kuruyorum.
Melony, Renae ve ben bu işe birlikte girişecektik ama...
İş patladığında pişman olacaklar.
Ben de iyileştiğimde Lamborghini cip kullanıyor olacağım.
Ya da belki iki pilotlu bir jet alırım.
Pazartesi?
Salonum için ofis arayalım.
Dur... haftaya pazartesi mr çektireceksin.
Ne?
Hayır. Pas geçelim!
Yani, baksana. İyiyim ben!
Daphne...
Üzgünüm. Pas geçemeyiz.
Biliyorum, korkutucu olduğunu biliyorum; ama geçen seferki gibi orada olacağım.
Pekâlâ. Sanırım gideceğim.
- Şirketine ne isim vereceksin? - “Dye Lux” olabilir.
Merhaba. Nasılsınız?
- Daha iyi günlerim olmuştu. - Bunu duyduğuma çok üzüldüm.
Umarım günün geri kalanı harika geçer.
Bir danışmanı görmeye geldim.
Bu benim ilk görüşmem.
Tamam, bunu doldurun.
Kalem alabilir miyim, lütfen?
Kalem... ...pekâlâ...
Ama kalemi geri almam lazım. Tamam mı?
Tamam. Geri getireceğim.
Şimdi size, dinlerken kendinize sorabileceğiniz...
Akıl sağlığınızı koruyun
...birçok yöntem öğreteceğim...
“Bunu hep yapar mıyım?”
“Şu an yaptığım şey bu mu?” “Odaklandığım şey bu mu?”
Öyleyse, kendimizi nasıl terk ettiğimizi...
...ve kendimize nasıl ihanet ettiğimizi konuşalım...
Kendini nasıl terk edersin ki, değil mi? Şey gibi...
Bu “kendini terk etme” meselesini gerçekten anlıyor musunuz?
Çünkü bu, tamamen içselleştirmeniz gereken bir kavram.
Kendinizin en iyi arkadaşı olmalısınız.
Geçtiğimiz 2 hafta içinde aşağıdakilerden herhangi birini yaşadınız mı?
Üzgün ya da moralsiz hissettim. ✓ Depresif bir ruh hâlindeydim. ✓
Kafamda, durmaksızın düşünceler akıyordu. ✓ Uyku düzenim bozuldu. ✓
Klişe olduğunu biliyorum, ama...
Pekâlâ... Bugün sizi buraya getiren nedir?
Çıktığım adamla ayrıldık.
En azından, ben ayrıldığımızı düşünüyorum.
Sadece, yapabileceğim bir şey var mıydı diye merak ediyorum.
Bunun yardımcı olacağını umuyorum.
Tamamdır! Ne yapabileceğimize bakacağız.
Teşekkürler.
Ofis çok iyiymiş.
Aslında hocamın ofisi; ama saatlerimi burada tamamlamama izin veriyor.
- Kaç saat gerekiyor ki? - 3,000.
Vay canına! Çokmuş!
Dostum. Peki. Kaç saati tamamlayabildin?
Özel, bire bir görüşme saati olarak, yaklaşık...
- ...12 diyebilirim. - Vay canına.
Süper. Harika. İyi gidiyorsun yani.
- Evet! - Biliyor musun, tüm bunları...
...tek bir seansta yapabileceğimizi umuyordum.
Bu mümkün mü bilmiyorum.
Çok para kazanmıyorum...
...ama çok hızlı konuşuyorum, insanlar bana böyle söylüyor...
...bu yüzden, bunun yardımı olabilir.
Neden bana kendi cümlelerinle geçmişini anlatmıyorsun...
...oradan devam edebiliriz?
Nereden başlamalıyım?
Pek çok insan başlangıçtan başlamayı sever.
Tamam.
Pekâlâ, başlangıç...
Pekâlâ. Tamam. Başlayayım.
Ben dört yaşındayken annem uyuşturucuya başladı...
...sonra da bizi terk etti.
Kimse nerede olduğunu bilmiyor.
Ve babamın söylediklerine rağmen, bunun tamamen benim hatam olmadığına eminim.
Orada sadece 24 saat kilitli kaldım. Çok büyük bir olay değildi.
O süre zarfında, ölecek hâlim yoktu.
Yani, sorun değildi. Ve bunu neden yaptığını anladım.
Bilirsin işte, karanlık ve korkutucuydu.
Sonunda, akşam yemeği için eve dönüş yolunu buldum.
Ve en sevdiği yemeği yaptım: Peynirli makarna!
Şoktaydım. Hiç böyle bir şey görmemiştim...
Donup kalmıştım. Filmlerde görmüştüm ama...
Bir şeyleri kırmak ya da masayı silip süpürmek bayağı rahatlatıcı olmalı.
Yani, öyle olmalı, değil mi?
Sadece on yaşındaydım, nereden bilebilirim ki?
Sonra, ot yolup biriktirdiğim 9 dolarla...
...kaçmaya karar verdim.
O yola girdim işte. Bütün gün yoktum.
Eminim, babam gittiğimi fark etmedi bile.
Bir şey olmadan sıvıştım. Aynen.
Üstelik etek giyiyordum; yani, biraz da benim hatamdı.
Bir de aniden boy attığımdan, etek daha da kısalmıştı.
Gerçekte olduğumdan çok daha büyük görünüyordum.
O yüzden, artık sadece pantolon giyiyorum.
Sanırım, bu bizi buraya getiriyor...
...ya da en azından yetişkin hayatımın başlangıcına...
Özür dilerim...
Tanrı'm.
Üzgünüm.
İyi misin?
Her şey düzelecek.
Her şey düzelecek. Sorun yok.
- Heyecanlıyım. - Evet, ben de, ben de.
Taco Salısı
Plânı unutma yeter, tamam mı?
- Hangisiydi o? - Facebook'ta sana gösterdiğim.
- Sana göstermiştim. Hatırlarsın. - Evet, hatırladım. Doğru ya.
- Tamamdır. - Bir şey mi unuttun?
Hayır! Şey...
Pekâlâ... yani, demek hatırlıyorsun. Sen...
- Beni iyi göstermelisin. - Tabii!
Hayır, yani... çok iyi.
Gerçekte olduğumdan daha iyi göstermelisin.
- Tabii ki! Nasıl yapacağımı hatırlıyorum. - Peki, peki...
- Ayrıca, artık “Bob” denmiyor bana. - Ama baba, sen hep “Bob” diye biliniyordun.
- Hayır, bayanlar “Robert”ı tercih ediyor. - Tamam. Ama kendin olmayı deneyebilirdin.
He, oldu! Şimdiye kadar çok işe yaradı ya!
- Buyurun, girin. - Teşekkürler.
- Bak, bu beni kibar gösteriyor. - Aynen!
Gösteri başlasın!
Pekâlâ. Şimdi, komik bir şey söylemişim gibi gül.
Yanında peynirle birlikte mole soslu tavuk enchilada alayım, lütfen.
Elbette.
Enchilada'lar, Taco Salısı indirimine dâhil miydi?
- Hayır. - Değil mi? Emin misin? Peki.
No comments yet. Be the first to leave one.